Çiğdem ve Hanifi anısına saygıyla…

            Süprizleri sevmediğimi söylemiş miydim? Belki de bu yüzden korkularımın üzerine gitmem, burnumu her yere sokmam, her şarta kendimi alıştırmaya çalışmam, hiç bir şey bana süpriz olmasın diye.. Ruhumu her şarta açık, kaygısız, geleni olduğu gibi kabullenme hissiyatıyla dolu tutmaya çalışıyorum her seyahat öncesi… Karşılaşacağım hiçbir şey bana sürpriz olmasın, buna ölüm de dahil! Doğum süpriz olmuyor ama ölüm için aynı şey geçerli değil. Hele ki kaybettiklerimiz gençlik çağında olunca, tarifsiz üzüntülerle dolu en büyük süprizi yaşatıyor insana… Ölümden hiç konuşmuyoruz, “aman ağzından yel alsın”, alsın ama ne zaman geri verecek biliyor musun? “hayır”, belki yarın, belki yarından da yakın… Ölümü konuşalım, düşünelim, tartışalım, normalleştirelim… Mesela benim için ölüm; “Sırtımda taşıdığım arkadaşım kadar yakın, ulaşamayacağım kadar uzak hedefim..” diyorum… Yakınlarımı kaybettikçe, hayatta olan insanları öldürüyorum zihnimde, bir nevii doğum gibi normalleştirmeye çalışıyorum ölümü… Sindirmeye, kabullenmeye onlar hayattayken başlıyorum… Bu da bir yöntem bana göre, en azından insanı insan olduğu için sevmemiz, değer vermemiz gerektiğini onlar hayattayken hatırlatır diye düşünüyorum bize…

2012 yılında birlikte yaptığımız Yarıkkaya Vadisi yürüyüşünden….

2012 yılında birlikte yaptığımız Yarıkkaya Vadisi yürüyüşünden….

            Çiğdemi trafik kazasında kaybedeli 6 ay, Hanifiyi denizde yitireli ise sadece 2 gün oldu… Uzun zamandır Çiğdemi kendi dünyamda yapacağım bir etkinlikle anmak istiyordum ve bu yolculuğu onun anısına saygı adına yapmayı planlarken, Hanifinin acı haberi geldi… Öngöremeyeceğimiz bazı olayların varlığını kabul etsem de kaderci biri değilim ve önlenebilir, insan hatalarına dayalı ölümleri kadere bağlayarak hiçbir gerçekçi önlem almamanın, şeklen benzer kayıplara davetiye çıkarmakla eş değer görüyorum… Çiğdem’in kaza yaptığı yerde 1 ay önce karşı şeride geçerek vefat eden müzik öğretmeninin acısı sonrası orta refüje karşı şeride geçmeyi engelleyici bariyer koyulmaması gibi… Hanifinin denize girdiği sahilde daha önce yaşanan ölümlerin olması, yaz dönemlerinde can kurtaran bulunmaması gibi… Bu basit önlemleri aldıktan, insan merkezli sosyalleşme yaşadıktan sonra kaderden bahsetmenizi anlayabilirim, ötesini değil… Yoklukları aklıma geldikçe hüzünleniyor, ortak yaptığımız keyif aldığımız anları düşündükçe seviniyorum.. Sevinç, hüzün birbirine karışıyor… Tıpkı o berrak dere suyuna karışan yıkanmış toprak gibi bulanıyor aklım, sonra yeni bir berrak su kaynağı baskın çıkıyor ve yeniden berraklaşıyor, berraklaşmak zorunda çünkü hayat bu dere gibi akıyor… Belki derelerin önüne set çekebilirsiniz, yolunu değiştirebilirsiniz ama asla onu durduramazsınız!

            Bende bu akışta yapmaktan keyif aldığım, Çiğdem ve Hanifinin de beraber yaptığımız da keyif aldığını bildiğim şeyi yapıyorum… Doğa ile bütünleşiyor, onları hatırımda gülen yüzleriyle, bu akışa ortak ediyorum … Bu seyahat boyunca tüm gülüşlerim, keyiflerim sizin olsun, dereye karışan göz yaşlarıyla sizi bulsun, Allah rahmet eylesin…


Yazacak, söyleyecek çok sözüm var aklımda ama şimdilik saklımda kalsın, doluyum bu konularda ama dere akıyor, gitmem lazım… Sözlerime, genç yaşta madımak otelinde katledilen Hasret Gültekin ile son vermek geçti içimden, yaşasaydı eminim hatırı sayılır bir mertebede olacaktı, benim gözümde şimdi de öyle…

Ölüm denizin kıyısında anacağım,
Ölüm göğün yüzünde,
Ölüm yerin dibinde ,
Ölüm soluk alışında,
Ölüm baş ucunda…..

Sevgi gözümün kökünde yavrucağım,
Sevgi kuşun kanadında,
Sevgi ne göğün yüzünde,
Sevgi ne yerin dibinde,
Sevgi baş ucunda…

Dinlemek için ;
http://www.youtube.com/watch?v=WWN1N3rR640

Share

You may also like...

2 Responses

  1. ati__ dedi ki:

    Bugüne kadar ki aktivitelerinden en çok katılmak istediğim bu oldu. İş güç hayat derken bu seferde kısmet olmuyor. Arkadaşlarının anıları ile çıktığın bu yolculukta biz sevenlerinde kalben yanındayız. Bizim içinde at adımlarını, bizden selam da götür doğaya. Bir gün… …:: Kendine Dikkat Et Tekil’ay ::…

Bir Cevap Yazın