Sırt çantası ile bitkilerin izinde…

Yüz yıllardır şifa dağıtan bitkilerin ilaç endüstrisinin ellerinde saflaştırılarak paha biçilmez para hırsıyla tekelleşmesi içimi acıtıyor… Koca bir şifa kaynağının içinde yaşıyoruz ama ne farkındayız ne de bu sağlıklı bir şekilde kullanabiliyoruz.. Dağ köylümüz, yörükler, yaşlılarımız bunları hala kullanıyor ama gençlere aktarım söz konusu değil zira köylerde genç nüfus yok… Hele ki anadolu coğrafyasının biyoçeşitlilik açısından zenginliği düşünülürse, HES, Termik, Otoyol, Köprü, Havaalanı gibi sebeplerle ve yetersiz koruma girişimleri ile kendi biyoçeşitliliğimizi baltalamak içler acısı…  Tür çeşitliliği açısından Türkiye’nin en zengin yerlerinden birinin, havalimanı – köprü otoyolu inşaatı üzerinde olan Kuzey ormanlarında olduğunu biliyor muydunuz? İstanbulu içine alan A2 karesi 2692 tür barındırmakta ve bu neredeyse Türkiye bitki türlerinin 3/1 yapıyor…

Bitkileri tanımak için can atıyorum.. Yenilebilir ve Tıbbi bitkiler özel ilgi alanım… Tanımadığım bir bitkiyi fotoğraflamak, latince adını ve tıbbi değerini araştırmak gibi bir hobim var… Bitkisel tedavinin bilimsel veriler ışığında aydınlatılarak alternatif tıp ve koruyucu hekimlik çerçevesinde kullanılması taraftarıyım.. Yapacağım yolculuğun da, bu manada bir anlamı olsun istediğimden, yolumun üzerindeki insanlarla bitkiler üzerine bilgi alış-verişi yapmak ve tanıdık tanımadık tüm bitkileri fotoğraflamak niyetindeyim …

Resim

Gezmeye başladığımdan beri, bulunduğum durumu maceraya dönüştürmek için kullandığım sihirli cümledir “Buraya kadar gelmişken…” Yapmakta olduğum işi, ilgi çekici hale getirmek için azcık çaba sarf etmek ve biraz konfordan ödün vermek bana göre yeterli…

İzmire Deniz’in düğünü vesilesiyle gitmeye kara verince, bunu fırsata çevirmek üzere sırt çantamı, uyku tulumumu çantaya atarak yola çıktım.. Kafamdan dönüşü, sırt çantası ile dağ köylerinden ormanlık alanlardan, bitkilerin izinden yapmak geçti.. İzmir’de eşi dostu ziyaret ve aklıma koyduklarımı, mükemmelliyetçilik hastalığından ertelediğim bu blogu, gerekli eksik malzemelerimi tamamlamak üzere önce İzmir/Güzelyalıdaki manevi ablam Leyla ve Eşref abinin evini mesken tuttum… Şimdi de  Seferihisar/Ürkmez de öğretmenlik yapan çocukluk arkadaşım Emre ve eşi Hatice’nin evinde, siteyle ve telefonla ilgili son rötuşları yapmaktayım… Bilgisayar dünyası ile ilgili bilgilerimi de güncelliyorum, sosyal medya teknolojisinden bayağı uzak kaldığımı fark ettim..

Enduro tadında sohbetler...

Enduro tadında sohbetler… İzmir – İnciraltı

Bir iki güne, İzmir/Ürkmez ‘den başlayacak olan yolculuk Aydın – Denizli – Burdur – Isparta – Konya – Karaman – Mersin – Adana rotasıyla İskenderun’da son bulacak… belki de son bulmayacak! Bir de aklıma esip başka şehir sınırlarına girerek rotayı değiştirebilirim, keskin olmazsa olmazlarım yok, önüme gelen seçenekleri değerlendirip tecrübe ve keyfime göre hareket ediyorum…

Her gün düzenli olarak  https://www.facebook.com/SirtimdaDunya adresinden ve akabinde ilk fırsatta blogdan anlık paylaşımlar olacak… İnternet ve şarjın el verdiği ölçüde..

Share

You may also like...

Bir Cevap Yazın